ŞAUD 4: “Sihirin Geri Dönüşü”

KIRMIZI ÇEMBER MATERYALLERİ

(BİR SONRAKİ) Dizisi

ŞAUD 4: “Sihirin Geri Dönüşü” – ADAMUS’un katılımıyla

Kanallık, Geoffrey Hoppe

Kırmızı Çembere sunulmuştur

6 Kasım 2010

www.crimsoncircle.com -   http://kirmizicember.org

Ben o Ben’im, Egemen/Mutlak Alan’dan Adamus.

Aamyo’ya hoşgeldiniz. Kendinize, Ruh’a, tüm yaratılışın nimetlerine ve sihirine tümüyle güvendiğiniz doğal varoluş halinize hoşgeldiniz. Müzik çalarken, ve binlerce – çekilmenize gerek yok bayım, içinde sizin için para yok (kahkahalar) – binlerce ve binlerce insan, dünyanın her yanında uyanmakta olan insanlar bize katılırken, şeylerin biraz sakinleştiğini hissedebildiniz mi.

Aamyo’nun bu kutsal alanında derin bir nefes alalım – aamyo, varoluşun doğal hali, endişe olmadan, kaygı, sıkıntı olmadan. Aamyo, aslında çabanın hiç olmadığı bir haldir. Hiç çaba yok – bir hayal edin. Çabasız yaşamı hayal edin. Yani, gerçekten, onu bir an için hayal edin. Onu hayal etmeye başlamadığınız sürece olmayacaktır.

Hiç çaba yok. Bununla başa çıkabilir misin, Charlie? Başa çıkabilir misin? Konuş. Sesin çıksın, iyi adam. (Charlie Chaplin gibi giyinmiş biri mimikleriyle bir yanıt verir) Yaşantında çabasızlıkla baş edebilir misin? Baston, lütfen. (“Charlie” Adamus’a bastonu verir) Bugünün aksesuarlarına ihtiyacım var.

LİNDA: Sana bir tekerlekli sandalye de edinelim mi?

ADAMUS: Aa, hmmm, çabasızlık.

Aşılama/Akıtma

Pekâla, Şambra, güne başlarken… (bastonla yere vurur) aa, bunu sevdim! (kahkahalar) Güne biraz aşılamayla/akıtmayla başlayalım. Biraz akıtmayla, ama ben size akıtacağım, izin verirseniz. Bana güveniyor musunuz? (Şambra “Evet” der) Hmm. (suratını buruşturur, izleyiciler güler) Güzel. Güzel.

Peki, size dinamikleri anlatmama izin verin… aa evet, bu çok güzel. (bastonla tavana vurur) Cauldre, sizin şu kanallık hali dediğiniz hale girdiğinde, bir teslimiyet meydana gelir. Sanırım, onun bedenine ve zihnine ve ruhuna girmeme güveniyor, ve biz kaynaşırız. Ben enerjimi onun derinliklerine akıtırım, ve sonra bu güzel kaynaşmayı gerçekleştiririz. Yani burada gördüğünüz, Adamus, Cauldre, sevgili Linda’dır, ve şimdi de siz, ne dersiniz. Benim (enerjimi) size akıtmama ne dersiniz, hmmm, ve sonra, bir süredir gerçekleştirdiğimiz, Şaud denen, o birleşme halini, bu inanılmaz şeyi yaratırız. Buna “bir olmak” demeyelim, ama senkronize olup uyum içinde oluruz.

Böylece şimdi içinize akmak isterdim, tam – Kathleen, bir an için kalkar mısın lütfen – tam göbek deliğinizden. (Kathleen’in göbek deliğini gösterir) Evet! Fişi sokacağım, bu onun için burada var. Priz sizde. Ben fişi sokacağım. Bakın, kafanızı bu işe karıştırmayın diye bunu söylüyorum. Bunu hemen göbek deliğinizden gerçekleştirirsiniz.

Pekâla, git otur canım, ve bunu yapalım. Ben sizin içinize nefesimi üfleyeceğim, enerjimi akıtacağım, kendinizi açın ki daha da yakın bir şekilde birlikte çalışabilelim.

Cauldre ve Linda’yı burada gördüğünüzde, onların fiziksel bedenlerine, sonra zihinlerine, sonra da ruhlarına akmama izin veriyorlar. Böylece biz bu dansı birlikte gerçekleştiriyoruz. Bu eşleşmeyi ya da uyumu birlikte gerçekleştiriyoruz. Hadi bunu hep birlikte gerçekleştirelim. Bizi dinleyenler ve izleyenler dahil. Dünyanın öbür ucunda olmanız, başka bir yerde olmanız – buradayım (kameraya bakar) – şu anlama gelmez… bu garip işte – tekrar bir Birader tarafından vurulmak. (rahip kılığına bürünmüş kameramanın Adamus’a haç işareti yapması, yoğun kahkahalara neden olur) Bu komik işte, bu kez acıtmıyor! (yoğun kahkahalar)

Pekâla, dinleyen herkesin, izleyen herkesin tam göbek deliğinden içeri akacağız. Hadi yapalım. Derin bir nefes alıp gevşeyin. Bu acıtmaz, sanmıyorum.

Ben nefesimle özümü içinize üfleyeceğim – Tanrı’dan Tanrı’ya, ruhtan ruha, kutsal bir varlıktan kutsal bir varlığa – size hemen orada katılmama izin verin.

Derin bir nefes alın.

Ah, o göbek deliği, o merkez uzun süredir aktif değildi. Arada bir temizliyorsunuz, ama çok da sık değil.

Derin bir nefes alın… ve tek tek her birinizle birleşmeme izin verin.

(duraklama)

Zihninize gelmeme de izin verin. Orası birçoğunuz için kutsal topraktı.

Yumuşak, çok yumuşak bir şekilde kaynaşıp birleşiyoruz.

(duraklama)

Ruhunuza, canınıza, özünüze gelmeme izin verin… ki beni biraz farklı bir biçimde bilesiniz, ve ben de sizi tam bir açıklıkla, tam bir şefkatle, tam bir sevgiyle bileyim.

(duraklama)

Görüyor musunuz, işte bu böyle olmalı. Eskiden böyleydi.

(duraklama)

Beslenme yok, beklenti yok, sadece şefkat ve sevgi.

(duraklama)

Ben kendimi size akıtıyorum, her bir parçamı deneyimleyebilesiniz diye, benim deneyimlerimi deneyimleyebilesiniz diye, ve ben de sizinkileri hissedebileyim diye.

(duraklama)

Bir an için buraya akayım. (birisine dokunur)

(duraklama)

Ah, işte bu aamyo’yu gerektirir. Başka birinin bu denli yakınlaşmasına izin verebilecek kadar kendine güvenmek, aamyo’yu gerektirir. (Linda’nın elini öper) Mmm, bunu sevdim. (kahkahalar) (Adamus onu kolundan yukarıya doğru öpmeye devam eder, Linda iç geçirip onu durdurur; kahkahalar)

Kimsenin sizi bir daha asla incitemeyeceği gerçek bir güven gerektirir. Kimse sizi bir daha asla incitemez. Bu bugün burada herhalde inanılmaz gibi görünüyor. Bazılarınız son zamanlarda incindi. Ama gerçekten, o saf aamyo noktasına – güvene – ulaştığınızda, kimse sizi asla, asla, asla incitemez. Kendinizle ilgili öylesine berraksınızdır ki, artık direnecek hiçbir şey yoktur, korkacak hiçbir şey yoktur, mücadele edecek bir şey yoktur. Evet, evet, mücadele edecek hiçbir şey yoktur. Ben oradaki çıkış levhasına konuşmuyorum. Mücadele edecek hiçbir şey yoktur, bu doğal… bu o doğal haldir. Aslında bu hali ille de başarmaya çalışmıyorsunuzdur; sadece onu geri getirmeye çalışıyorsunuzdur.

Korkmadan, onların sizden (bir şeyler) alacağına kaygı duymadan başka bir varlığın kalbinize, ruhunuza girmesine izin verdiğiniz bir zaman vardı. Bu öldürüldü, tüketildi, baskılandı – her ne demek istiyorsanız – ama tüm bu zorlu, meydan okuyucu deneyimler, tüm o kırılan kalpler ve acı ve keder (yaşandı), ve bir parçanız hâlâ merak ediyor, “Yeniden olacak mı? Tekrar ne zaman olacak?” Bazılarınız hâlâ bunun kaçınılmaz olduğunu hissediyor. Çünkü daha önce olmuştu, ve tekrar olacaktı.

Ama bir an için, bunun asla bir daha olması gerekmediğini hayal edebilseniz. Öyle güçlü kuvvetli olduğunuz için değil de, savunmalarınız için kullanabileceğiniz bir dolu spiritüel klişelere sahip olduğunuz için değil de, artık hiçbir şeyin sizi asla, asla incitemeyeceği, asla sizden hiçbir şey alamayacağı, asla sizi sindiremeyeceği ya da köleleştiremeyeceği kadar derin bir öz güvene sahip olduğunuz için.

Ve bu gerçektir. Bu çok, çok gerçektir – çok gerçektir – tabii siz incitilmeyi istemedikçe. Bir dakikaya kadar bundan söz edeceğiz.

Pekâla, bu Yeni Enerji sınıfına hoşgeldiniz. Kendinize – kendinize, öğrendiklerinize – hoşgeldiniz. Geçen akşam röportajlarımızdan birinde bana soruldu – “Adamus, nasıl oluyor da bu akşam bu kadar kibarsın?” (kahkahalar) Basit. Kibar bir izleyici vardı! (kahkahalar) Ve bu çok doğrudur, çünkü bu Yeni Enerjide, zaten bilmediğiniz hiçbir şey yoktur, Üstatlardan ya da yükselmiş varlıklardan herhangi biri sizden üstün olan hiçbir şeye sahip değildir. Ama biz böyle biraraya geldiğimizde olan şudur, enerjilerimizi birleştiririz, ve bir anlamda, nerede bulunduğunuza ilişkin özel bir talepte de bulunursunuz. Bir mesaj yollarsınız, Şaud’un enerjisine girerken ya da hemen öncesinde, ve dersiniz ki, “İşte, bugünle ilgili bilmem gerekenler bunlar.” Bu inanılmazdır. Benim kendimi size akıtmama izin vermekle, şu anda iki düzey daha derine indik ya da genişledik diyebilirsiniz. Ve sonra bittiğinde ve toplantının sonunda Aandrah’la nefes aldığınızda, nefesle salabilirsiniz. Nefesle beni salabilirsiniz – ha, lütfen beni içerde tutmayın, daha sonra yapacak şeylerim var, beni salıverin – ama deneyim kalır, o his kalır.

Böylece bugün, her zaman olduğu gibi, bazı önemli şeyleri ele alacağız. Şu anda meydana gelmekte olan dört enerji dinamiğinden konuşacağız. Bu sizsiniz. (ortasında nokta olan bir daire çizer) Meydana gelen dört dinamik de bunlar. (dairenin çevresine bir kare çizer ve dörde böler) Ama buna geçmeden önce, bunlara girmeden önce… çünkü hepiniz soruyorsunuz, “Son zamanlarda neler oluyor? Bütün bunlar neyle ilgili?” Bir yanınız buna bayılıyor, bir yanınızın kafası karışıyor, bir yanınız da bununla ne yapacağını bilmiyor. Böylece biz bugün bundan söz edeceğiz.

Hayal Etme

Buna geçmeden önce, birlikte küçük bir yolculuk yapalım. Hayal etme… ah, hayal etmeye bayılıyorum. Hayal etmek, Ruh’un ifadesidir. Enerjinin akışıdır. Hayal etme çok bastırıldı. Ne kadar da zihinsel bir dünya! Aslında Tobias’ın yaptığı gibi geri gelebilir miydim bilmiyorum. Dünya öylesine hayal gücünden yoksun, yaratıcılıktan yoksun, kitâbi, yapısal, sıkıcı oldu ki.

Ve aslında, biliyor musunuz? Bu kadar sıkıcı olduğu için de sizler bir anlamda bu sıkıcılığı kırmak için bazen bir şeyler yapıyorsunuz – küçük bir dram, küçük bir heyecan, küçük bir kaos, küçük bir panik yaratmak gibi. Ben olsam, ben de yapardım! (kahkahalar) Dünya çok mekanik ve gerçekçi oldu. Hayal gücünden yoksun bir hal aldı. Birazcık hayal edebilmek için geceleri rüyalarınızda kaçmak durumunda kalıyorsunuz. Böylece diğer alemlere gidiyor ve tüm o çılgın, garip şeylerin rüyasını görüyorsunuz, sonra sabah geri gelip, “Bu da neydi böyle?” diyorsunuz. Eh, uykudayken yaptığınız bir hayal etme osuruğuydu! (kahkahalar) Onu çıkartmanız gerekiyordu. Pardon, David. Bunu hemen senin önünde yapmak istemedim. (yoğun kahkahalar)

Böylece, bir yolculuk yapalım, hayal gücünü kullanalım. Biz su altında bir yolculuğa çıkıyoruz. Neden olmasın? Su harika bir yerdir. Bunu yapabilmek için de lütfen dalgıç giysileri kuşanın – biz derinlere ineceğiz, yani ona ihtiyacınız olacak – dalgıç giysisi, uygun donanımlar, tüpler – dalgıç tüpleri, hava tüpleri – maske. Hadi. Bunları giydiğinizi, taktığınızı hayal edin. Bu bir defile değil. Farklı renkler arasından seçmek zorunda değilsiniz, tabii istiyorsanız, o başka.

Pekâla, şimdi suya atlayın. Herşeyin üstünden tek tek geçmeniz gerekmiyor. Biliyor musunuz? O giysinin içinde olduğunuzu böyle (Adamus parmağını şaklatır) hayal edebilirsiniz. Bazılarınız fazla gerçekçi davranıyor. “Önce şu pantolonu giymeliyim ve sonra…” Hayır, hayır, hayır, hayır. O giysinin içindesiniz şimdi, anlıyor musunuz? Kendinizi iyi hissediyorsunuz. Maskeyi takın. Ve biz birdenbire okyanusun ortasındaki bir teknedeyiz – bugün yapacağımız keşiflerimiz için su da güzel, berrak, sıcak. Ve online olanlar, sizler de bize katılabilirsiniz. Bu yalnızca Coal Creek Canyon’la ilgili değil. Bu hepinizle ilgili.

Hadi şimdi suya atlayalım. Nasıl yapıldığını biliyorsunuz değil mi, teknenin kenarından kendinizi geriye doğru suya bırakıyorsunuz. Hadi suya düşelim, ve bunu yaparken, suyu duyumsamanıza, gerçeklikte meydana gelen ani değişimi, oksijen maskesinden nefes almanın nasıl bir şey olduğunu, şeylerin yukardan göründüğü kadar berrak olmadığı suya maskenizin ardınan bakmayı hissetmenize izin verin.

Derin bir nefes alın, hah, dalgıç motoru çalışıyor. Bu biraz farklı. Aynı şekilde çalışmıyor. Sizin için çalışan dalgıç motorunun hhhhh hhhhhh hhhhhhh hhhhhhhh (soluma sesleri çıkartır) sesini duyun.

Bu motora alışın. Ayaklarınızı biraz çırpın. Evet, paletleriniz var. Çırpın onları. Ayakların nasıl çalıştığını görün. Ve şimdi inmeye başlayalım, aşağı iniyoruz.

Ha evet, söylemeyi unuttum. İnişinizi biraz kolaylaştırsın diye ayaklarınızda ağırlıklar var. Hadi başlayalım, beş metre kadar inelim. Bu yaklaşık 15 feet eder. İnelim…

Ve çevredeki değişimi farkedin. Işık daha çok dağılıyor….

Bu derinlikte, suyun çekim gücünden oluşan bir basınç var bedeninizde. Nefes almak biraz farklı bir hal alıyor, çünkü şimdi göğsünüzde daha fazla basınç var. Burada nefes almak birazcık farklı. O solunum cihazınızdan derin bir nefes alın…

(duraklama)

… ve çevrenize bakının. Yukardan hâlâ çok güzel güneş ışığı geliyor, ama şeyler kesinlikle çok daha yayılmış gibi. Yukardaki berraklığa sahip değiller.

Derin bir nefes alın, ve şimdi yaklaşık 10 metre derine inelim.

Kendinizi ansızın orada buluyorsunuz. Bu güvenli. Bir grupla birliktesiniz. 10 metreye gelin ve farkı farkedin.

(duraklama)

Fiziksel bedeninizde çok daha fazla basınç var, ve birden fiziksel varlığınızın her bir parçasını farkediyorsunuz, çünkü üzerlerinde bir baskı var.

Güneş ışığı daha az. Su daha serin. Nefes almak daha da zor.

Derin bir nefes alın… karnınıza kadar, karnınıza kadar nefes alın. Derin bir nefes alın…

(duraklama)

… ve şimdi biraz daha derine inelim.

15 metreye inelim. İnmenize, aşağı düşmenize izin verin. Ve yine fiziksel bedeninizdeki basınç şimdi neredeyse acı vermeye başlıyor. Su öyle ağır, öyle yoğun, burada yerçekimi o kadar güçlü ki, sanki hareketleriniz kısıtlanıyormuş gibi hissediliyor. Sanki bu, kemikleriniz ve eklemleriniz üzerinde çalışıyormuş gibi hissediliyor. Daha önce biraz ağrıyan yerler, şimdi ağrı şiddetlenmişçesine daha çok ağrıyor. Nefes almak – çok daha zor. Nefes almak için neredeyse paniklediğinizi hissedin.

(duraklama)

Çok, çok daha az güneş ışığı var. Bir yanınız ışıkların ansızın gelmesini istiyor, ama burası, aşağısı çok daha karanlık.

(duraklama)

Oksijen eksikliğinden biraz deliriyormuş gibi, dengesiz hissetmeye başlıyorsunuz. Bazılarınız biraz korku hissedip yukarı çıkmak isteyebilir.

(duraklama)

Ama aşağıda geçirdiğiniz birkaç dakikadan sonra uyumlanmaya başlıyorsunuz. Buna alışmaya başlıyorsunuz. Bundan ille de hoşlanmıyorsunuz ama, burası da böyle işte. İçinde bulunduğumuz bu derin suların o yoğun basıncı bedeninizi ve onun oksijenle başa çıkma ve oksijeni işlemden geçirme biçimini etkiliyor. Zihin karışmış durumda, çünkü bu, onun standardı değil.

(duraklama)

Ama işte buradayız.

(duraklama)

Sular oldukça durgun, ama ansızın her türlü yöne doğru girdap gibi dönmeye başlıyorlar. Sanki bir tür altsuların stresi – akıntıları, gerilimleri – varmış gibi görünüyor, ve su şimdi her farklı açıdan size doğru geliyor. Sanki bedeninizi alıp da bir o tarafa bir bu tarafa çevirmeye çalışıyormuş gibi hissediliyor.

Birdenbire, hemen hiçbir şey göremez oluyorsunuz. Yukardan sızan ışık artık sadece zayıf, soluk bir ışık. Sanki altüst ediliyormuş gibi hissediyorsunuz, ve ansızın köpekbalıkları görmeye başlıyorsunuz. Onların gerçek mi, yoksa içinde bulunduğunuz o yarı-delilik halinden ötürü hayal ürünü mü olduklarından emin değilsiniz.

Ve şimdi hemen burada duralım. Bu, temelde, hayatınızın şimdi, şu anında deneyimlediğiniz şeydir. Burada, aşağıda kalın, biz öyle hemen yukarıya çıkmayacağız. Rahat olduğunuz an, gözlerinizi tekrar açabilirsiniz.

Baskı

Ama birinci nokta. Şu anda neler oluyor? Yoğun baskı. (yazar, “Baskı”) Yoğun. Şu ara çok fazla enerji giriyor, çıkıyor, çok hareket var, tıpkı girdap gibi dönen sulara benzer. Dünya’dan salınan milyonlarca yıllık, on binlerce yıllık enerjiler var. Gömülmüş olanların, sizler dahil, kemikleri gidiyor. Bazı hayvan türleri gidiyor, ve siz bunu hissediyorsunuz.

Sizin fiziksel evren diyeceğiniz yerden gelen enerjiler var, güneş patlamaları, manyetik enerjiler, şimdiye kadar hiç olmadığı gibi. Dünya’nın kutupları şu anda değişmeye başlıyor – o büyük değişimler – ve siz bunu hissediyorsunuz. Bu sizin fiziksel bedeninizi etkiliyor.

Fiziksel bedeniniz, binlerce yıl önce ilk kez fiziksel insan bedenlenmenizi üstlendiğinizde, bu Dünya’ya inişe alışmıştı. Bedeniniz, doğal olmayan bu hale alışmıştı, tıpkı suyun derinliklerine inmeye alıştığı gibi. Bir süre sonra, nefesin eksikliğine alışırsınız. Bedeninizdeki basınca alışırsınız. Yönünüzü kaybetmeye alışırsınız. Fiziksel bedenlenmelerinizin hepsinde bunu yaptınız. Yüzeyin altında doğal olmayan bir halde bulunmaya alıştınız. Ve tam da bununla nasıl baş edeceğinizi bildiğinizi düşünürken, herşey yeniden değişmeye başlıyor.

Fiziksel evrenden gelen enerjiler var – diyelim ki bu Dünya (çizer) – şu anda fiziksel evrenden, ve görünmez olan evrenden şimdiye kadar hiç olmadığı gibi gelen enerjiler var. Bunlar bir taraftan uzun süredir sıkışıp kalmış olan enerjileri ortaya çıkartıyor, ya da onların çıkıp gitmesine yardım ediyorlar. Siz bunların hepsinin ortasındasınız. Üstüne üstlük, kendi veçheleriniz gelip gidiyor, kendi DNA’nız üzerindeki çalışmalarınız var, kendinize ait o yapılanma ve o kalıplar tümüyle başka bir tarafa dönüyor, ve siz bunu hissediyorsunuz.

Özellikle geçen ay enerjiler tüm zamanların en yüksek noktasındaydı. Şu anda bunu doğru ölçecek dünyasal araçlar yok, ama öbür alemlerdeki bakış noktamızdan biz bunu hissedebiliyoruz. Bu, alemler arasında gidip gelen, zaman zaman fiziksel aleme gelenlerimiz için rahatsız edici. Ben son zamanlarda fiziksel bedenlere pek akmadım – (eskiden) iki, üç günlüğüne geldiğim olurdu – çünkü enerjiler şu ara çok meydan okuyucu, ve ben fiziksel gerçeklikte ille de çok zaman harcamak istemiyorum. Biz toplantılarımızı şimdi öbür tarafta yapıyoruz.

Böylece, siz bunların hepsini hissediyorsunuz, ama olan şudur. Bunu bedeninizde hissediyor şöyle diyorsunuz, “Bedenime neler oluyor? Tükeniyor herhalde. Adamus iyi olacağımı söyledi ama, bedenim dağılıyor!” Bedeniniz ağrıyor. Sabahları kalkıyor ve, “Bu neyle ilgili?” diyorsunuz. Boyun. Şimdi bir de ayaklara vuruyor. Bunu o kadar yoğun algılıyorsunuz ki, bazen elleriniz ve ayaklarınız uyuşmaya, kendini kapatmaya başlıyor, çünkü bu çok yoğun.

Dişleriniz, ağzınız, bunların hepsi, o yoğun enerjileri hissediyor. Neler oluyor? Ve sonra – şimdi burada iğrenç olmayalım – ama (burnunu çeker) sinüsler. (birisi hapşırır) Teşekkür ederim. İşaret. Sinüsler sorun çıkarmaya başlıyor. Gözlerde tıkanıyor. Ve sonra, buralarda neler oluyor. (karın ve bel bölgesini gösterir) Offf, aaah, offf, bunlar neyle ilgili? Ve şaşıyorsunuz, “Bana neler oluyor?”

Sonra çılgın düşüncelere kapılıyor ve şöyle düşünüyorsunuz, “Ay, bir Şaud’a daha gitmem gerekiyor. Bir enerji ayarına ihtiyacım var, çünkü gerçekten deliriyorum. Gerçekten dağılıyorum.” Evet, dağılıyorsunuz, ama… (kahkahalar) “Ben gerçekten çıldırıyorum.” Sonra kendinizle konuşuyorsunuz, ve şöyle bir şeyler diyorsunuz, “Hayır, ben iyi biriyim.” “Hayır, sen kötü birisin.” “İyilik yapmaya çalışıyorum.” “Sen çuvallıyorsun.” (kahkahalar)

Ve sonra şöyle düşünüyorsunuz, “Dayan. On yıldır onca şeyden geçtim, ve onlar bizim iyi idare ettiğimizi söylüyorlar, ama bunlar hiçbir anlam ifade etmiyor.” Eh, açıkçası etmiyor. Tüm bu enerjilerin yoğunluğunu gerçekten bir anlayabilseydiniz – gelen enerjiler, çıkıp giden enerjiler, ve bunların burada, gezegeninizde neden olduğu girdap gibi dönmeler, sadece gezegeninizde de değil, gezegeninizi kuşatan yakın Dünya alemleri şu anda eşekarısı kovanı gibi. Gerçekten zor. Eğer yakınlarda sevdiğiniz biri öte tarafa geçtiyse ya da geçmek üzereyse, lütfen onlarla oralarda biraz zaman geçirin. Onların durumu, sizin buradaki durumunuza göre, daha zor. Oralar çıldırmış halde. Bu hem tuhaf, hem de iyi.

İyi. Uygun. Bu, tarihteki en büyük değişimle ilgili. Bu, insanların nihayet gerçekte kim olduklarını anlamalarıyla ilgili, kendi egemenliklerini, bedenleriyle bütünlenmelerini.

Ama olan şudur, önemli bir nokta. Tüm bu şeyler geliyor, daha önce deneyimlediğiniz şeylerden oldukça değişik, peki ne oluyor? Eh, anahtar – (bir çöp adam çizer) bu bir insan – anahtar, o enerjilerin doğrudan buraya (zihin) geliyormuş gibi görünmesidir.

Aslında bedeniniz, zihninize göre, bunu daha iyi özümleyebiliyor ya da uyumlanabiliyor. Ruhunuz, bu enerjilerle hareket ederek ve akarak gerçekten iyi bir iş çıkartıyor. Aslında Ruh, sanki harika ve çarpık bir biçimde enerji akışından hoşlanır – bu (sözde) komikti – ama zihin ne yapacağını bilemez.

Böylece, bir hayal edin… David, gösterebilelim diye buraya gelebilir miydin? Evet, başına taktığın bu kefiyeyle bu mükemmel. (David, bir Mısır giysisi giymiştir)

Böylece tüm bu enerjiler her yerden akıp geliyorlar, zihin – o sadece işini yapmaya çalışıyor – diyor ki, “Yanlış olan ne? Yanlış olan ne?” Şimdi oturabilirsin, teşekkür ederiz. “Yanlış olan ne?”

Böylece zihin çıkıp gidiyor ve kendi yolunu soruşturuyor. Bedenin her yanına enerjisel sinyaller gönderiyor – enseye, sırta ve mideye ve gözlere ve sinüslere sinyaller gönderiyor. “Yanlış olan ne?” Zihin, hayatınızın her bir bölümüne, yaşamınızın veçheleri diyeceğiniz yanlarının her birine – bir başkasına eş olan yanınıza, profesyonel olan yanınıza, bir müzisyen, bir radyo spikeri, başka her ne ise, sinyaller gönderiyor. Zihniniz tüm bu lanet – “lanet” küfür yerine kullanılmıştır (kahkahalar) – tüm bu soruşturmaları  her yere gönderiyor. “Yanlış olan ne? Yanlış olan ne?” Çünkü zihin şu anda hiç rahat değil. Yanlış olan ne?

Bedeninizin kısımları bu sinyali aldığı zaman, “Ha, ben sana neler olduğunu söyleyeyim” deyip geribildirimde bulunmaya başlıyorlar. “Ah, baskı korkunç. Kemikler ve eklemler ağrıyor” demeye başlıyorlar. Beden, garip bir şekilde, zihinle birlikte işlemden geçirmeye başlıyor. Onlar sanki çarpık bir işbirliği içindeler.

Veçheler bu “Yanlış olan ne?” mesajını alıyor ve hissediyorlar, ve “Biz yuvada herşeyin yolunda olduğunu düşünüyorduk ama anlaşılan değil” diyorlar. Ve veçheler (söylenmeye) başlıyor, “Hey Allah’ım, sana taşıyıcımı, ruhumu bir anlatabilsem – o ne hergeledir. Yanlış olan ne mi? Beni anlamıyor. Asla beni dinlemiyor.” Bunları söyleyen eşiniz değil, veçhenizdir.

Böylece zihinden gelen tüm bu sinyaller yayılıyor – “Yanlış olan ne?” – ve oyunu başlatıyor. Herşey yanlıştır. Ve siz de, “Ben neredeyim? Yanlış olan ne?” dersiniz.

Derin bir nefes alın. Bu aslında sizinle ilgili değil. Zihniniz yanlış, hatalı sinyaller gönderiyor.

Şu anda yanlış olan ne, Suzanne? Yanlış olan ne?

SUZANNE: Hiçbir şey.

ADAMUS: Hiçbir şey. Görüyor musunuz? Hiçbir şey yanlış değil. Ann, yanlış olan ne?

ANN: Hiçbir şey.

ADAMUS: Hiçbir şey. Buna gerçekten inanıyor musun? Ha ha ha ha, sen ve ben konuşup durduk.

Peki, yanlış olan ne? Kesinlikle hiçbir şey – tabii buna inanabilirseniz. Şmdi diyorsunuz ki, “Evet, ama Adamus, bende…” Ee, biliyor musun, hiçbir şey yanlış değil. Bunu ne zaman kabul edeceksiniz? “Evet, ama ben sanki dağılıyormuşum gibi hissediyorum, üstelik onca hastalığım da var.” Hayır, aslında yok. Onlar yanlış sinyaller ve yanlış tepkilerdir. Nokta.

Eh, gerçekten mi? Bunu kabul edebilir misiniz? Yanlış olan hiçbir şey yok. Eh… (gökkuşağı görüntüsünde bir peruk takmış olan birine bakar ve güler) Şapkana bayıldım.

Yanlış olan hiçbir şey yok. Sizler tam olarak olmanız gerektiği yerdesiniz. Aslında bedeniniz gerçekte dağılmıyor. Siz delirmiyorsunuz. Geri geri gitmiyorsunuz. Geri geri gidemezsiniz. Yanlış olan hiçbir şey yok. Bir dizi ayrıntılı, özenle hazırlanmış yanlış sinyallere sahipsiniz.

Peki bunun üstesinden nasıl gelirsiniz? (Birisi “Aamyo” der, başka biri, “Evet ya, nasıl gelinir?” der) Nasıl gelirsiniz? (Birisi “Nefes alarak” der) Nefes alarak. Teşekkür ederim. Nefes alın ve zihninizden daha fazlası olduğunuzu anlayın. Şimdi bu birazcık zordur, çünkü zihin aşırı derecede programlanmıştır. Ama siz zihninizden daha fazlasısınız. Siz zihninizin üzerindesiniz.

Zihniniz aslında gerçekten, gerçekten, gerçekten, gerçekten buna yeniden girmek istemiyor. Yorulmuştu. Tanrısal zekâyla bütünleşebileceğini hissetmişti. Ama birdenbire acil bir göreve geri çağırılıyor. Siz devreye girip de, “Ben o Ben’im, aslında herşey yolunda” dediğiniz zaman, o da yanlış sinyaller göndermeyi durduracaktır. Yanlış tepkiler almayı durduracaktır.Sizi dengeye geri getirecektir. Şu anda enerjiyle bombardıman edildiğinizi, yalnızca zihinsel düzeyden değil, ama her bir parçanızla anlamanıza yardımcı olacaktır. Bu enerji bombardımanı sizi, tıpkı  15 metre aşağıda suyun sizi sıkıştırması gibi sıkıştırıyor. Şu anda nefes almayı daha zor hale getiriyor. Gerçekliğin/realitenin görüntüsünü çok, çok çarpıtacaktır. Oysa değildir. Gerçekten değildir.

Bugün size iletebileceğim tek bir mesaj varsa, o da şudur – bunların hepsi yanlış, hatalı sinyallerdir. Bu konu hakkında yarına kadar benimle tartışabilir, şöyle diyebilirsiniz, “Ama onlar yanlış değil, şuna bir bak ve şuna bir bak” – zihin çalışıyor. Eğlenin, ama bunlar kesinlikle yanlış sinyallerdir.

Eğer aamyo noktasına girebilirseniz, kendi içinizin derinliklerine inerseniz – ve içinizin derinlikleri, suyun derinlikleri gibi değildir. İçinizin derinliklerinde o basınç yoktur, gerçekliğin çarpıtılması yoktur. İçinizin derinlikleri, fiziksel gerçekliğe dalmak ve sonra da tüm o enerjilerin saldırısına uğramak değildir. Benliğin derinlikleri özgürleştirici ve kurtarıcıdır. Yanlış olan hiçbir şey yok. Kesinlikle yok.

Bunu kabul etmenize izin verecek kadar aamyo’ya sahip misiniz? Bu inançla ilgili değildir. Bu, gerçek olanla, siz olanla ilgilidir.

Şu anda çok baskı var, ama siz, çok bilge, çok deneyimli insan melekler olarak, bunların hepsini kaldırabilirsiniz, gelen saldırıların tümünü, çıkıp giden enerjilerin tümünü – ve onların hepsi sadece enerjidir – kaldırabilirsiniz, aslında simyacılık yapabilir ya da onları dönüştürebilirsiniz. O sadece enerjidir, iyi ya da kötü değildir. Gerçeklik içinde herhangi bir baskı uygulamaz. İçinde herhangi bir kaos barındırmaz. Sadece enerjidir, ve onu aslında içinize soluyabilirsiniz.

Bu çılgınlığı, Dünya üzerinde olagelen bu sözde çılgınlığı, içinize soluyabilirsiniz, tıpkı az önce beni içinize soluduğunuz gibi. Diyorsunuz ki, “Ama sen benim kaosu, daha fazla kaosu, daha fazla çılgınlığı içime solumamı mı istiyorsun? Tüm bu terörist enerjisini, tüm bu dualiteyi, Dünya üzerindeki tüm bu öfke ve nefreti içime solumamı mı istiyorsun?” Kesinlikle. Kesinlikle içinize emin, yiyip bitirin, lıkır lıkır için, çünkü o sadece enerjidir. Ama Eski Enerji sistemlerinde onu yorumlamak zor olduğu için, tercüme etmek zor olduğu için insanların kafasını karıştırıyor. O sadece saf enerjidir. Öyledir.

Evet, haberleri okuduğunuz ya da İnternete baktığınız ve, “Burası çılgın bir yer” dediğiniz günler var. Kesinlikle, çılgın, ama o sadece enerjidir.

Böylece şimdi, seçiminiz buysa, kendinizin her bir parçasına – bedeninize, zihninize, ruhunuza – her bir parçanıza şunu söylemek zamanıdır, “Yanlış olan hiçbir şey yok. Bunların hepsi oraya yayılan yanlış sinyaller.” Bu birinci noktaydı. Ne oluyor? Baskı. Baskı.

Kalıplar

İkinci nokta – artık suyun derinliklerinden yukarı çıkabilirsiniz, gerçekten, sadece o dalgıç giysilerini çıkartmış olduğunuzu hayal edin – kalıplar. Kalıplar. Biliyor musunuz, bu ilginçtir. Şimdiye kadar farkında olduğum her varlık türü, insan olsun ya da olmasın, bu Dünya’da ya da başka yerlerde, kalıplar ve sistemler geliştirmek gibi bir eğilime sahipler, her yerde. Gerçekten. Varlığın saf yaratıcı enerjileri başka bir boyutta olsa bile, kalıplar yaratmak gibi – sanırım doğal olan – bir eğilime sahipler. Kalıplar, kendini anlamanın ve çevrenizdeki dünyayı anlamanın harika bir yoludur.

Ancak, Dünya aşırı kalıplaştı. Herşey kalıplar içinde – bedenlenme biçiminiz, yeme biçiminiz, dua etme biçiminiz – insan yaşamıyla ilgili herşey giderek daha yapılandı, sistematize oldu, daha az özgürlük ve bağımsızlık. Şimdilerde basılı belge gibi şeylere sahip olduğunuzdan – ki basımcılık o kadar da eski değildir – şeyler basılabiliyor, ve bu sayede kitaplar halinde düzenlenebiliyor ve raflara yerleştirilebiliyor ve şimdi de enerjisel kalıplar olarak organize edilebiliyordu. İnternet – yeni kalıplar. Bunların tümü kalıplaştırma yollarıdır.

Kalıpların hayatı basitleştirdiğini düşünen birçok insan var. Hayır, hayır, hayır basitleştirmezler. Hayatı daha kafa karıştırıcı hale getirirler, hatırlanması gereken daha fazla şey, daha az özgürlük. Özgürlük, ruhunuzun doğuştan gelen hakkıdır, ve kalıplar bunu kısıtlar ve hayatı çok daha meydan okuyucu hale sokarlar, çok daha zor hale.

Yani şu anda içinden geçtiğiniz şey şudur, kendinize kalıplaşmayı kırmak, yok etmek armağanını verdiniz. Kalıplaşmayı yok etmek. Herhalde yaşamınızda bununla ilgili küçük – belki büyük – ipuçlarınız oldu, ama önceden içinde bulunduğunuz yapılanmalar gidiyorlar.

Bu başlarda çok endişelendiricidir, çünkü o kalıplar az çok sizin hizada kalmanıza yardım ediyordu. O kalıplar gündelik hayatınızı anlamlı kılmaya yarıyordu – aslında yaramıyordu – ama kalıplar gidiyor. Evlilik, ilişkiler, para, yiyecek, diyet, sağlık kalıpları – tüm kalıplar parçalanmaya başlıyor. Geçmişte müziği bilme şekliniz, geçmişte psikolojiyi bilme şekliniz, işinizin ya da oyununuzun parçası olmuş her şey, yazma biçiminiz – kalıplar değişiyor.

Bu sinir bozucu, çünkü değişimi ne kadar istemiş olsanız da, değişimi ne kadar talep etmiş olsanız da, değişim geldiği an, “Aman tanrım, neler oluyor! Adamus!” diyorsunuz. Ah, bir gecede ne çok çağrı alıyorum. Çok. Böylece… (bir fotoğraf için durup sırıtması kahkahalara neden olur) Bir fırsatı asla kaçırmayacaksın. Hep bunu söylerim. Asla, asla.

Pekâla, şimdi oldukça aşikâr olan bazı kalıplar yüzeye çıktı. Ve, bu arada, kendi kalıplarınızı yok ederken, çok daha özgürleştiğinizi göreceksiniz. Rahatsız olma sürecini aşacaksınız. Çok daha özgür olduğunuzu farkedeceksiniz. Bu, sizden çok, etrafınızdaki insanları etkiler, çünkü onlar sizin kalıplarınıza alışkındırlar. Onlar da kendi kalıplarını sizin kalıplarınıza göre oluştururlar, ve çok geçmeden herkes kendi kalıplarına sahip olur, ve o zaman geleneksel bilgeliğe göre herşey daha iyi akar. Oysa gerçek bilgeliğe göre herşey bir durma noktasına gelir. Bu pek de iyi iş görmez.

Siz kalıpları doğal olarak yok ediyorsunuz. Herhangi bir şey yapmanız gerekmiyor. Gidip de kalıpları yok eden bir kristal satın almak zorunda değilsiniz, gerçi birisinin size böyle bir kristal satacağından da eminim. (kahkahalar) “Harika bir fkir” diye düşünüyor bazılarınız, biliyorum. Aranızda şu anda Hollanda’da olup da bunu not eden biri var. Vazgeç bundan. Yapma. (kahkahalar)

Ama daha derinlere işlemiş, daha da meydan okuyucu olan başka bir kalıp var. O sizin o kadar parçanız haline gelmiş, öyle büyük bir yanınızı oluşturuyor ki, onu aslında görmüyorsunuz bile. Böylece ben burada, Linda’nın ve mikrofonun yardımıyla soracağım, bana hayatınızdaki bir meydan okumayı söyleyin. Bana yaşantınızdaki bir sorunu söyleyin, yaşantınızda sizi etkileyen bir şeyi, ve ben de size kalıbı söyleyeyim. Tabii paylaşmaya cesaret ederseniz. Paylaşmaya cesaret ederseniz. (Linda mikrofonu birisine uzatırken ekler) Ha, ve bu tabii gönüllülük esasına göre olacak.

ALAYA: Ben burada oturmuş, “Hiçbir şey söylemeyeceğim. Hiçbir şey söylemeyeceğim” diyordum.

ADAMUS: Bir sorun, sıkışıp kalmış ve bloke olmuş bir şey.

ALAYA: Hangisini istersin? (ikisi de güler)

ADAMUS: Listende ikinci sırada olanı. İlki biraz kişisel.

ALAYA: Evet. Kendimi yeniden yaratmak ve…

ADAMUS: Kendini yeniden yaratmak, evet.

ALAYA: Kendime yeni bir kariyer yaratmak.

ADAMUS: Ha, kendine yeni bir kariyer yaratmak. Ha, güzel, güzel. Peki, teşekkür ederiz.

ALAYA: Tamam.

ADAMUS: Pekâla, bu çok pragmatik. Peki, ben aslında bundan birkaç dakikaya kadar söz edeceğim. Biraz bekleyeceğim. Bir dakikaya kadar size parlak bir bilimsel incelememi sunacağım, yani buna geri geleceğiz.

Başka bir tane. Kalıplar, meydan okuyan ne? Seni ne zorluyor? Mary, şu an seni gerçekten zorlayan şey nedir?

MARY: Boğaz sorunum.

ADAMUS: Boğaz sorunun. Bu basit bir kalıp. Tamam, boğaz sorunu. Genel konuşacak olursak, boğaz sorunu – kendi Ruh’unun sesinde değilsin (demektir). Ayağa kalk, Mary. Ayağa kalk. Bizim bu noktada bağırmamız gerekecek. Ben sana bağıracağım, sen de bana bağıracaksın, enerjiyi harekete geçirelim. Peki. Üçe kadar saydığımda ikimiz de ciğerlerimizi patlatırcasına bağıracağız. Tamam mı?

MARY: Mikrofonla mı?

ADAMUS: Yok, mikrofonu indir. (kahkahalar) Ve bu ham, açık bir bağırış olsun. Peki, üçe kadar saydığımda, ben benim mikrofonu kapatıyorum. Bir, iki, üç…

MARY (kendi kendine): Aaaaaa! (Adamus kıkırdar)

ADAMUS: Bu güzeldi. Hayır, hayır, güzel değildi. Bu aslında korkunçtu. Hâlâ o bölgede tıkalısın. Peki, bu sefer bunu birlikte yapacağız.

Tamam. Üçe kadar – bir, iki üç… (ikisi de bağırır) Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa! (Mary öksürür) Tıkalı. Tıkalı. Tamam, bir daha yapalım. Peki. Derin bir nefes ve – (birlikte) Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa! (Mary tekrar öksürür) Hâlâ tıkalı. Hâlâ tıkalı. Herkes bize katılsa nasıl olur. Üçte – bir, iki, üç – (izleyiciler onlarla birlikte bağırır) Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!

Teşekkür ederiz, Mary. Güzel. Tıkanıp kalmış enerji, bu eski bir kalıp, kendi sesinde olmamak. Sana kaç kez, “Sessiz ol. Konuşma, neden söz ettiğini bilmiyorsun” dendi. Kendi sesinle konuştuğun için kaç yaşam boyunca eziyet gördün? Sonra Garret’le bir konuş. Onun çıkmasını sağlamalısın. Çıkmasını sağlamalısın – küçücük bir şarkı söyleme, küçücük bir bağırma, küçücük bir tonlama onu geri getirir. Karnından çalış.

Senin Ruhun şu anda bu gerçeklikte seninle olmak istiyor, ve bu, buradan (kafa) olmayacak. Sen oradan deniyordun. Bu, BURADAN (yüksek bir ses kullanır) olacak. Ah, Hannibal, teşekkür ederiz. Bu bedeninde olacak. Sanatında olacak. Sanatını/tarzını bile bastırıyorsun, çünkü o sesi çıkartamıyorsun. Bu eski bir kalıp. Yani zamanı geldi…

MARY: Ben sanat/tarz diyecektim ama sonra boğaz dedim, çünkü boğazım tıkanmış gibi hissediyorum, sanki bu boğazımdan geliyormuş gibi.

ADAMUS: Eh, aslında enerji hemen şurada (sırtın orta yerini gösterir) tıkanmış. Kökü burada, hemen şurası.

MARY: Evet.

ADAMUS: Ve sen onu burada hissediyorsun (göğsün üst kısmını gösterir).

MARY: Doğru, ve sanatım/tarzım da tıkalı.

ADAMUS: Ve bunu dışarı çıkartmazsan ne olur, biliyor musun?

Tahmin et.

MARY: Çok öksürürüm.

ADAMUS: Çok öksürürsün, evet. Ama öksürük sana onu dışarıya çıkartmalısın demeye çalışıyor.

MARY: Sadece…

ADAMUS: Hastalanırsın. Bir şey olur. Herşeyden önce, onu dışarı çıkartmadığın için, içine de alamazsın. Olması gerektiği gibi nefes almıyorsun. Onu dışarı çıkartmadığın için de yaşantının her bir bölümünü boğuyor. Böylece genç ölürsün, ya da bir hastalık gelip – bazen hastalık bedenin başka bir kısmına gider, tam boğazında olması gerekmiyor – bazen kulaklarına yerleşir, çünkü, aloo, Ruh seninle konuşmaya çalışıyor, ama sen dinlemiyorsun. Ruh, “Ben’im’i ol. Aamyo ol. Ses ol” demeye çalışıyor. Sözünü söylemekten asla korkma. Teşekkür ederiz.

MARY: Teşekkür ederim.

ADAMUS: Başka bir sorun.

LİNDA: Bunlar bizim bebek bekleyen çiftimiz. (hanım hamiledir)

ADAMUS: Güzel. Güzel.

LİNDA: Bebek bekleyen Şambramız.

ADAMUS: Herhangi bir sorun var mı?

LARA: Bir bakalım.

LİNDA: Bebek ne zaman geliyor?

LARA: 14 Şubat.

LİNDA: Ayyyyyyyy!!!! (çok heyecanlanır)

ADAMUS: Ah, güzel, güzel. (kahkahalar)

MARTY: Biraz daha heyecanlanabilir misin? (kahkahalar)

ADAMUS: Çok yeni bir bebeğin geldiğini söylemeliyim. Çok yeni. Sürprizlere hazır olun.

LARA: Peki! (güler)

ADAMUS: Evet, evet. Eh, bu harika bir şey. Yeni gelen bebeğinizin fazla saplantıları olmayacak, bir dolu karma getirmeyecek. Çok berrak, açık geliyor, ama her ikinize karşı da çok sabırsız olacak. (kahkahalar)

LARA: Bunu duyumsayabiliyorum.

ADAMUS: Evet.

LARA: Evet. Onun için de sanırım o kalıp – yani öncelikle ortaya çıkan – … parayla ilgili…

ADAMUS: Evet.

LARA: …ve o akıyor, akıyor, akıyor, sonra da duruyor – duruyor, duruyor da duruyor.

ADAMUS: Evet, evet.

LARA: Akıyor, akıyor, akıyor. Duruyor.

ADAMUS: Evvet. Güzel.

LARA: Yani sürekli durmuyor.

ADAMUS: Hayır, hayır. Ama bu iyi bir kalıp, ve gündeme geleceğini umduğum bir kalıp. Para. Kaçınız – ellerinizi kaldırmayın, görmek istemiyorum – kaçınızın para sorunları var? (gözlerini kapatır; kahkahalar)

Böylece bu, içine girdiğiniz bir kalıptır. Yolun bir yerlerinde, yeterli miktarda paraya sahip olmama kalıbını geliştirdiniz, ya da, Tobias’ın diyeceği gibi, ‘sadece yeterince’ bilincine inandınız – bir yere varmanızı sağlayacak benzini alabilmeye yetecek kadar, sadece kiranızı ödemeye yetecek kadar – ama hayatın tadını tam olarak çıkartmaya yetecek kadar değil.

Bunun kökü – ben burada genel konuşuyorum – bunun kökü, önceki zamanlarda gerçekleştirdiğiniz bazı kilise çalışmalarınıza dayanıyor, bilirsiniz, o yoksulluk yeminleri hâlâ etrafta dolanıp duruyor. Ve aslında şu ara birçoğunuzda daha çok şöyle bir düşüncenin geçerli olduğunu söyleyeceğim, birdenbire çok paranız olursa, onun size tahakküm edeceğini, sizi etkileyeceğini, yozlaştıracağını, kötü bir şey yapmanıza neden olacağını düşünüyorsunuz. Üzerinde bulunduğunuz bu disiplinli – palavra – yoldan çıkmanıza, ve sizin bir şekilde burada Dünya’da sıkışıp kalmanıza neden olacağını düşünüyorsunuz. Bir yanınız şöyle düşünüyor, “Biliyor musun, bu herhalde benim son hayatım olacak – belki sondan bir önceki – ve çok param olursa herhalde kalmak isteyeceğim, çünkü zengin olacağım ve tüm o şeyleri yapabileceğim. Ve biliyor musun? Ben gerçekten kalmak istemiyorum, onun için de param olmayacak.” Anlıyor musunuz?

Peki, bir tarzı olan, klası olan biri olsanız ne olurdu? Benim tercihim bu. (kahkahalar) Zengin olsanız, kesinlikle! (izleyiciler tezahürat yapıp alkışlar) Biliyor musunuz ki… zihniniz devreye giriyor ve şöyle demeye başlıyor, “Evet ya, ama iş bilmem gerekiyor.” İş zırvalıktır. Şu anda öyle çabuk değişiyor ki. Öylesine eski ki. Yani bugünkü işler bende sanki 500 yıllık bir kilisede dolanıyormuşum hissini uyandırıyor. Kötü kokuyor. Karanlık. Pek iyi çalışmıyor. Köhne. Bu yüzden… üzgünüm.

Yani işle ilgili bir şey bilmeniz gerekmiyor. Diyorsunuz ki, “Ama eğitimim yok.” Ah, iş akıllı insanlarla ilgili değildir. Onlar sizi buna inandırdılar. Değildir. Ve siz kendi kendinize, “Ama ben ne yapacağımı bilmiyorum” diye düşünüyorsunuz. İşte o zaman da tuzağa düşüyorsunuz. Kalıba – “Ne yapacağımı bilmiyorum.”

Varlıklı olmak doğal bir varoluş halidir. Nokta. Amin! Aman buna girmeyelim. (kahkahalar) Yanlış sapak! Öbür yöne gidelim! Peki.

Bolluk doğal bir haldir. Bolluktan yoksun olmak sapkınlıktır. Gerçekten öyledir.

Doğal sağlık doğaldır. Sağlık doğaldır. Biyolojik dengeden çıkmış herşey doğal-olmayandır. Sizin doğal bir varlık olduğunuzu düşünecek olursak, bu doğal şeylere geri dönmenizin de zamanı gelmiştir. Ama kalıplar – eski kalıplar – sizi durduruyor. Kalıpları aşmanız gerekiyor. Kalıpları salıverin.

Çoğu kez bir yanınız, örneğin, şöyle düşünüyor, “Evet, ben param olsun istiyorum,” Ama başka bir yanınız korkuyla siniyor, “Ne kadar da açgözlüsün,” ya da “Bu seni yozlaştırır,” ya da “Sadece bir dolu hüsnükuruntuya sahipsin,” bu tür şeyler. Bunu aşmanız gerekiyor. “Bu bir kalıptı. Ona gitmesini söylüyorum, lanet olsun” demeniz gerekiyor. Zihnin devreye girip de – zihin kalıplara takılır – zihine kızmayın, o sadece programlandığı şeyi yapıyor.

Ve sonra da dersiniz ki, “Bolluk doğal bir varoluş halidir. Ben bolluğuma güveniyorum,” ve öyle olur. Üzerinde durmayın, her gün ona hokus pokus yapmayın, onunla ilgili zihinsel olmayın. Zihinsel olduğunuz an, bir kalıba geri dönersiniz, ve o olmayacaktır.

Ben’im, aamyo, doğal bolluktur. Neden olmasın? Neden olmasın?

Pekâla, güzel. Sonraki, yaşantınızdaki meydan okumalar.

SART: Merhaba.

ADAMUS: Merhaba.

LİNDA: Saçın güzel olmuş. (Sart diken diken havada duran siyah bir peruk takmıştır)

ADAMUS: Evet.

SART: Güzel, öyle değil mi?

ADAMUS: Evet.

SART: Aa, herhalde son zamanlarda canımı yakma süreci, fiziksel olarak.

ADAMUS: Evet.

SART Evet. Önce bir arabaydı…

ADAMUS: Bu duygusallığın bir parçası mı?

SART: Herhalde biraz daha fazla acıyor.

ADAMUS: (güler) Evet.

SART: Ya çalışma tarzında ya da sadece araba hasarı tarzında.

ADAMUS: Doğru.

SART: Evet.

ADAMUS: Güzel. Peki kalıp ne? Orada neler oluyor?

SART: Eh, bunun bir uyandırma çağrısı olduğunu sandım ama, anlaşılan burada iş görmüyor. (o ve Adamus gülerler)

ADAMUS: Eh, bu, diğer kalıplardan biraz daha farklı. Aslında bu kalıp sana hizmet ediyor, ve ben herkese senin durumunun onların durumuyla aynı olmayabileceğini söylemek istiyorum. Ama sen burada fiziksel olarak canını yakıyorsun – bu bir şoktur, acı verir – ama harika olan şu ki, sen böylelikle kendi ruhunun bu gerçekliğe kendini daha fazla akıtmasına izin veriyorsun. Bunu zihinsel olarak yapamayacağını farkediyorsun. Bir yanın hâlâ şu nefes alma-izin verme-kabul etme şeyini anlamıyor, çünkü sen çok maçosun.

O zaman ne yapacaksın? Maço bir adam kendi canını yakar ve o acı, o anki şok – vıjjjt! – Ruh bedenine akmıştır. Ve sen ya bunu bu şekilde yapmayı sürdürebilirsin ya da dişil enerjiye girerek onu sadece içine soluyabilirsin. Evet!

SART: Bu daha iyi olurdu.

ADAMUS: Bu daha iyi olurdu. Ama sen bunu büyük bir olasılıkla yapmayacaksın, çünkü, eh… yoksa yapacak mısın? (Birisi, “Denemekte yarar var” der) Denemekte yarar var. Hadi bakalım, bunu, burada bulunan herkesle birlikte denemekte yarar var, onu nefesinle içine çek. (derin bir nefes alır) Onu düşünme, canını o zaman yakıyorsun. Sadece içine solu.

(duraklama)

O nefes üzerinde çalışmaya devam et.

SART: Evet.

ADAMUS: Evet, evet. Evet. Bu seni bedenine geri getirir, ki bu da, Ruh’u yaşamına davet etmektir. Güzel.

SART: Bu daha iyi.

ADAMUS: Güzel. Bir dahaki sefere canını yaktığında, beni ara.

SART: Son seferinde aradığımı sanıyordum. (kahkahalar)

ADAMUS: Ha aradın, ama sayıp sövdün de. (yoğun kahkahalar)

Sonraki? Bir tane daha. Bir tane daha. Kalıplar. Şu an yaşantınızda size meydan okuyan şey ne?

BARBARA: Sezgilerime güvenmek.

ADAMUS: Evet, tamam.

BARBARA: Kalbim, kafam.

ADAMUS: Tamam, bu kolay bir tane. Bu bir kalıp. Sen sezgiden çıkmak ve beyni devreye sokmak üzere programlandın. Sezgi, ya anlamsız ya da karanlıkla uğraşmak olarak görülüyor, bilirsin, o bilinmeyen alemler.

Sezgi ayrıca hepinizin, ona artık güvenilmez diye programlandığı bir şeydir. Bu uygundu, kullanışlıydı, çünkü kendinize güvenmemeye programlandığınızda, sistemleri takip ediyordunuz. Eh, “Bu daha iyidir. Sezgi kötü bir şeydir. Doğrusu, onu kullanacak olursanız, sizi yakacaktır” diyen inanç sistemlerini yöneten ve onlara hakim olan ve oluşturan kişiler vardı. Böylece, sezgiden uzak durma, onun yaşantınıza girmesine izin vermeme kalıplarına sahipsiniz.

Sezgi, doğal bir varoluş halidir. Zihinsellik doğal değildir. Zihinsellik düzmecedir. Tekrarlıyorum, zihine karşı değiliz, biz sadece eski programlamanın, eski kalıpların ötesine geçmeye çalışıyoruz.

Liste uzayıp gidebilir, ama özünde dört farklı şeyle ilgilidir. Tobias yıllar önce bundan söz etti. Bu, bollukla ilgilidir. Bolluk doğaldır. Onun geri gelmesine izin verin. Onu düşünmekten vazgeçin, sadece onu olun. Dolaplar çevirmekten, plan program yapmaktan vazgeçin. Dolaplar çevirmekten, plan program yapmaktan vazgeçin. Bazılarınızın bolluk için dolaplar çevirdiğini görüyorum. Ptt! (tükürüyormuş gibi yapar) Sadece bırakın gelsin.

Bir diğeri bedeninizdir, sağlık sorununuz. Ve tekrarlıyorum, bir dolu fiziksel şey, enerjileri yanlış yere oturttuğunuz ya da onları yanlış değerlendirdiğiniz ve bedeninize yerleştirdiğiniz için oluyor, ve sonra bedeniniz hastalanıyor ve buna tepki veriyor. Yanlış mesaj zihinden, fiziksel enerjileri nasıl hareket halinde ve akışta tutacağını bilmemekten geliyor. Onlar birikiyor ve fiziksel sorunlara neden oluyor.

Şu an için, herhangi bir fiziksel hastalığı olanlarınıza, bu ister kanser olsun, ister diyabet, acı ve ağrı, artrit, ya da başka şeyler, benim bakış açıma göre bunların suni olduğunu söylemek zorundayım. Bunlar kesinlikle suni, düzmecedir. Evet, röntgen falan çeken ve tüm o diğer şeyleri yapan bir doktor tarafından teşhis ediliyorlar – hepsi düzmece, yanlış. Onlar oraya ait değiller. Sizin değiller. Onları artık beraberinizde taşıyıp durmayın. Onlar eski kalıplar, enerjiyi içinize almanın ve sonra da az çok gömüp ondan kaçınmanın gerçekten eski yolları, ve sonra da elbette bir yerden ortaya çıkıyorlar. Böbreklerinizde ya da karaciğerlerinizde ya da – karaciğerinizde, sadece bir tane var (kahkahalar) – duymanızda, sinüslerinizde, her neresiyse, ortaya çıkıyorlar, ve sonra siz neyi yanlış yaptığınızı merak ediyorsunuz. Yanlış bir şey yaptığınız yok. Yanlış sinyaller. Sizde yanlış olan bir şey yok. Bu bu kadar kolaydır. Bu kadar kolaydır… bu kadar kolay.

İlişkilerde kalıplar var, ve bunlar en dallanıp budaklanmış, en yapış yapış olanlardan bazısıdır. Atalardan kalma karma – geriye, çok geriye giden karma – ve hâlâ, sizin en iyi sevgilinizin yine siz olduğunu, ve en iyi eşinizin yine siz olduğu öğrenmediğiniz gerçeğidir. Ama sizi dengesizliğe sürükleyecek – her zaman değil ama çokça – bir eş bulmayı sürdürmek istiyorsunuz. Bir eşte, kendi içinizde bulamayacağınızı düşündüğünüz bir şey arıyorsunuz, onun için de kendinizi o kötü ilişkilerin içinde buluveriyorsunuz. Onların içinde kalıplaşıyorsunuz. Daha iyisini bilmiyorsunuz.

Hayatınızda, aslında salıvermeye gönüllü ya da hazır olmadığınız kalıplar var. Gerçekten hazır değilsiniz, çünkü, ya bu parasal sorununuz olmasaydı? Ya… burada büyük bir kalıp yatıyor, Tanrı ya da gerçek ya da yanıt arayışı, buna ne tür bir makyo demek istiyorsanız, arayış. Bu büyük bir kalıptır. Bu devasa bir kalıptır. Ya şu dakika aydınlanıverseydiniz? Ne olurdu? Dünya’dan yok mu olurdunuz? Herhalde olurdunuz. Ve bir yanınız diyor ki, “Yapamam, çünkü çocuklarıma bakmam gerekiyor.” Hmmm. Gerçekten mi?! Sizin çocuklarınız mı?! Onlar size mi aitler? Onlara siz mi sahipsiniz? Onları siz mi yaptınız? Eh, az çok. (kahkahalar) Ama onlar sizin değildirler. Ve inanın, gerçekten size ihtiyaçları yok. Bunu size söylemekten nefret ediyorum ama, gerçekten ihtiyaçları yok. Yani, sizi sevmeleri, evet. (Ama) sizin düşündüğünüz gibi size ihtiyaç duymaları, hani bazen umutsuzca istediğiniz gibi size ihtiyaç duymaları? Hayır, hayır, hayır, hayır. Gerçekten ihtiyaçları yok.

Böylece, anlıyor musunuz, şöyle şeyler kullanıyorsunuz, “Ama bu güzel şey hayatımda olursa, ansızın muazzam bir başarı yakalayan ve herkesin bayıldığı ve gerçekten insanlara yardımcı olan bir kitap yazacak olursam” vazgeçmek zorunda kalacağınız şey nedir? Gezip durmanız mı gerekecek? Toplulukların önünde konuşmanız mı gerekecek? Bir kez olsun kendi gerçeğinizi mi anlatacaksınız? Soruları mı yanıtlamanız gerekecek? Dikkatler sizin üzerinize mi çekilecek? İnsanlar hayatlarıyla ilgili (sorunlar için) size mi gelecekler? Bu büyük bir baskıdır! Hadi bunu yapmayalım, bunu yapmak yerine sadece bundan şikâyet edelim! (bazı gülüşmeler) Pardon. Bu bir kalıptır, sevgilim. Görmüyor musunuz? Bu bir kalıptır, ve her birinizin yapmak istediği ya da olmak istediği mecazi bir kitabı ya da projesi ya da bir şeyi var.

Kanallık yapın. Harika müzik yapın ya da – harika olması gerekmiyor – ama nelerden vazgeçersiniz, hayallerinizi gerçekleştirmenize izin verirseniz hangi kalıpların değişip dönüşmesi gerekir? Sizi geri tutan işte budur. Sizde olan ya da olmayan şeyin ne olduğu, sorununuzun ne olduğu umurumda değil, (ama) onun içinde eski bir kalıp yatıyordur. Ve sizden yapmanızı istediğim şey, o kalıba bakmanızdır. Soruna bakın.

Artık ona sahip olmasaydınız ne olurdu? Yabancı (uzaylı) varlıkların zihin kontrolünü bırakıverirseniz ne olur? – bunu uç bir örnek olarak kullanıyoruz. Gerçekten!  Ah, her gece bununla ilgili aldığımız çağrılara inanamazdınız – “Yabancı (uzaylı) varlıklardan nasıl kurtulurum?” (bazı gülüşmeler) Aandrah’la konuşun. (Adamus güler) O, onları döve döve sizden çıkartır. (kahkahalar)

Ama, biliyor musunuz, onlar bunun gerçek olduğuna inanıyorlar. Biz bakıyor ve, “Vaay! Vay, gerçekten mi?” diyoruz. Ama onlar bir nedenden ötürü o kalıbın içindeler. Bu onlara hizmet ediyor, tıpkı herhangi bir kalıbın, rahatsızlık duyduğunuz herhangi bir şeyin size hizmet etmesi gibi. Yoksa, o orada olmazdı. Eğer oradaysa, ondan hoşlanıyorsunuzdur. Eğer perişan, berbat bir haldeyseniz, ondan hoşlanıyor olmalısınız. Duygusallığa ve dramlara bayılan insanlar var. Ha, bundan şikâyet ederler, çünkü bu da duygusallık ve dramdır. Ama eğer oradaysa, lütfen nedenine bakın. Lütfen nedenine bakın. Bunu size zorlayan kimse yok, ve bu kötü bir insan olduğunuz için ya da ruhsal olarak aydınlanmadığınız için orada değildir. Siz onu bırakana kadar size hizmet eder.

Bir bakmanız gerekiyor. Nelerden vazgeçmek zorunda kalacaksınız? Bir ilişkiden mi? Çocuklardan mı? Bu zamanda gezegendeki fiziksel gerçeklikten mi? Özel yaşamınızdan, mahremiyetinizden mi vazgeçmek zorunda kalacaksınız? Belki, sadece belki, bizi bir sonraki noktaya götürecek olan oyunlardan, makyo’dan mı vazgeçmek zorunda kalacaksınız?

Yazgı

Bu, kendi başına bir Şaud’un tamamını hak ediyor – Şaud’un tamamını – ama bu şu anda gerçekten ortaya çıkıyor. Aslında, öbür tarafta bulunan bizleri şaşırttı, ama üzerinde daha fazla konuşmayı hak edecek kadar ortaya çıkıyor ki, biz de bugün bunu yapacağız. Yazgı.

Tüm şu yazgı inancı, bırakması zor bir inançtır, çünkü onu bıraktığınız an, sorumluluk almanız gerekir. Aslında, diyeceğim o ki, bir insan için daha yüksek bir otoriteye inanmak ve teslim olmak daha kolaydır, ister o daha yüksek otoriteye ruhunuz deyin… bunların hepsi zaman zaman bir demet makyo’dur. Anlıyor musunuz, sanki ruhunuz, böyle bir planı varmış da sizi de ıstırap içinde, sefil ve bilinçsiz bir biçimde onu yaşamaya zorluyormuş gibi. Gerçekten mi? Ya da yazgının Tanrı’dan geldiğini düşünüyorsunuz. Gerçekten mi? Tanrı bir yazgıya sahip değildir. Ruh’un, Tüm Var Olmuş Olan’ın gerçekten umurunda değildir, umurunda olmasını gereksinmez, sizin için bir planı yoktur.

Şu anda Dünya üzerinde bulunan dindar kişilerden ne kadar sık Tanrı’nın planı(ndan söz edildiğini) duyuyorum. Ne?! Tanrı’nın bir planı yok mu! Eğer Tanrı’nın bir planı olsaydı, zaten olmuş olurdu ve siz de tüm bunlardan geçmezdiniz! Tanrı’nın planının bir sonu olurdu.

Yani bir yazgı yok. Kesinlikle hiç karma yok. Kesinlikle yok. Bir ruh planı yok. Evet, hazır buradayken yapmak istediğiniz şeyler vardı ama onlar yapıldı. Onlar yıllar önce geçip gittiler, ve birçoğunuz şimdi boşlukta iş görüyorsunuz, “Ne yapmalıyım?” Bekliyorsunuz (tavana bakar) … birisinin gelmesini bekliyorsunuz. Bana hep soruyorsunuz, “Adamus, ne yapmam gerekiyor?” (bir nefes alır ve dişlerini gıcırdatır) Umurumda değil! (yoğun kahkahalar) Bana bu soruyu sormaktan vazgeçmenizi istiyorum. (kahkahalar) Gerçekten bunu istiyorum! Evrende umurumda olan tek şey bu – bana o soruyu sormaktan vazgeçin! Farketmez. Bununla başa çıkabilir misiniz? Farketmez. Bir plan yok. Bir melek ligi yok. Yukarda, bunu yöneten ve 83 varlıktan oluşan bir meclis yok.

Astroloji, ben astrolojiye bayılırım, ama insanların ona yaptığından nefret ediyorum. Onun yeni yönlendirici etki olduğuna karar verdiler. Eh, yeni derken, binlerce yıl demek istiyorum, ama astrolojinin eski kalıplarına inandılar. Astroloji ne artı ne de eksidir. Astroloji bir yönerge değildir. Astroloji, ona gerçekten bakacak olursanız, katman katman potansiyellerdir. Ama insanlar tek bir potansiyele bakıp, “Ha, benim şöyle olmam gerekiyor. Benim böyle olmam gerekiyor. Benim…” Her gün kaç insanın ucuz astroloji okuyup sonra da ona inandığını biliyor musunuz? Sonra olur ve, “Görüyor musun? İşte bunu söylemişti” derler. Eh, elbette, bu, olması beklendiği için gerçekleşen bir kehanettir ve sonra da olur. Onlar o kalıba girerler.

Astroloji, ona, potansiyelleri araştırabileceğiniz bir mekanizma gözüyle bakar ve sonra sizin deneyimlemek istediklerinizi seçerseniz, güzel bir şeydir. Genel kullanımdaki haritaların ötesine geçer de astrolojinin derinine inerseniz – çokboyutlu astroloji – içinden seçebileceğiniz her potansiyeli görürsünüz. Ve o potansiyelleri siz yarattığınız için de, içinden seçebileceğiniz neredeyse sonsuz potansiyel vardır.

Ama insanlar her türlü yazgısısal pakete inanıyorlar. Ben bu kelimeyi uydurdum. Sevdim bunu. Bu pakete sanki İnternet ve televizyon ve cep telefonu paketi satın alıyormuş gibi, sanki bir kampanyadan yararlanıyormuşunuz gibi, sanki “Benim yazgım ne?” deyip de onu az çok kabul ediyormuş gibi inanıyorsunuz. Ve kötü günlerinizde de, “Bilemiyorum. Bunu anlayamıyorum. Orada bir yerdeki ruhum biliyor olmalı” diyorsunuz. Ruhunuz sizsiniz şimdi. Artık ayrılık yok, artık bölünme yok. Siz ruhunuzsunuz.

Ben bunu devam ettireceğim, gerçi Linda kısa ve öz olmamız gerektiğini söylüyor ama, ben Şambra’yla çok eğleniyorum. Başka bir grup beni şimdiye kadar çoktan kapı dışarı etmişti. (kahkahalar) Siz kalmama izin veriyorsunuz. Yani, bu ne nimet, demek istiyorum.

Sonraki. Derin bir nefes alın, çünkü bu sizi biraz şaşırtabilir. Bunlar iş başında olan dinamiklerdir, yani bugün. Bugün, şu anda. Bu yüzden hissettiğiniz gibi hissediyor, düşündüğünüz gibi düşünüyor, tepki verdiğiniz gibi tepki veriyor, incindiğiniz gibi inciniyor, esinlendiğiniz gibi esinleniyorsunuz, çünkü bunlar şu anda iş başındalar.

LİNDA: Çok açgözlü değil misin, çok kağıt harcıyorsun.

ADAMUS: Kağıt kullanmaya bayılıyorum, çünkü daha fazla ağaç yetiştireceğiz.

Amaç

Pekâla, sonraki. Amaç. Ve bu önceki soruyla bağlantılıdır. Amaç. Ben burada büyük bir açıklamada bulunacağım, ve sizin bunu gerçekten hazmetmeniz gerekecek, ve bundan hoşlanmayacak olursanız, ben gittikten sonra suçu Cauldre’ya atabilirsiniz. (bazı gülüşmeler)

Var olmak için bir amaca ihtiyacınız yok. Ama siz olduğuna inanıyorsunuz. “Amacım ne?” Ve bu yazgıya bağlanıyor, kalıplara bağlanıyor, ve şu ara maruz kaldığınız baskıya bağlanıyor.

İnsanların büyük, çok büyük bir çoğunluğu bir amaçları olması gerektiğine inanıyorlar. Şimdilerde öyle kitaplar yayınlandı ki, kusmak istiyorum. “Amaç Peşindeki Hayat.” Hayır efendim! Ve amaç makyo’dur. Kesinlikle makyo. Ama siz hâlâ sabahları uyanıyor, “Benim amacım ne? Başkalarını şifalandırmam mı gerekiyor? Gezegeni kurtarmam mı gerekiyor?” diyorsunuz. Hayır! Bir amaç yoktur. Anladınız mı? Bir amaç yoktur. Bunu nefesinizle içinize çekin. Oo, aa, yutulası kolay bir şey değil, yoksa öyle mi.

Misyon/görev yoktur. Biz Eski Enerji tutkusunun ötesine geçiyoruz, başka bir deyişle, bir şey yapmanız gerektiği, bir şey olmanız gerektiği, bir amacın olması gerektiği (bunların ötesine geçiyoruz). Tanrı sizi bir amaç uğruna buraya koymuş olmalı. Tanrı’nın umurunda değil! (kahkahalar) Gerçekten! Ruh’un sizin için bir planı yok, bu yüzden sizin için bir amacı da yok. Var olmak için bir amaca ihtiyacınız yok; bu yüzden, var olabilir misiniz? O devasa eski şeyi aşabilir misiniz? Ve şu anda yaşantınızda olmakta olan budur. O ortaya çıkıyor.

Üstüste amaçlarınız vardı, katman katman amaçlar. Amaç, bir yaşamdan geçmenizi sağlayan ilginç bir yakıt gibiydi. Amaç aslında az çok sizi burada tutuyor, ama sunidir, düzmecedir, ve er ya da geç bir yanınız der ki, “Hey, bu bir dizi makyo, biliyor musun, ‘benim amacım…’” boşluğu doldurun. Ve sonra diyelim ki, amacınıza ulaştınız, o zaman gerçekten, gerçekten depresif oluyorsunuz. Amacınıza ulaşmak gerçekten üzücü oluyor, o zaman ne yapıyorsunuz biliyor musunuz?  Amacı kocaman spiritüel bir havuç gibi önünüze koyuyor ve sonra hep ona ulaşmaya çalışıyorsunuz. Amaç için çalışıyorsunuz. Erdem sahibi oluyorsunuz. Güdü sahibi oluyorsunuz. Nörotik ve deli oluyor, asla orada olmayan o amaca ulaşmaya çalışıyorsunuz.

Hadi şu anda o ipi keselim. Amaç yoktur. Vaay. Ama o zaman da diyorsunuz ki, “Hayatım anlamsız.” Evet, az çok. (kahkahalar) “Bir amaç yok mu? Bir anlam yok mu? Tutku yok mu?” Evet! Onlar eskiler ve makyo’lar! Biz şimdi aamyo’dan söz ediyoruz. Onlar çok eskiler ve kurtlarla ve parazitlerle ve çöple kaplanmışlar. O bir lağım çukuru!

Bir an için amaçsız bir hayat düşünebilir misiniz? Bir kitap yazmayı, “Amaçsız Hayat” hayal edebilir misiniz (kahkahalar) parantez – “Bir amaç olması gerektiğine inanan tüm siz anal mankafalara yanıttır!” Ben buna bayılırdım!

LİNDA: Anal ne? Anal mankafa mı?

ADAMUS: Mankafa! Kitap başlıklarında ben Kuthumi’den daha iyiyim, diye düşünüyorum. (kahkahalar)

Biliyor musunuz, amaç gerçekten kötü bir yatak partneridir, Sadece var olma adına var olabilmeniz ne kadar da inanılmazdır, tutkunuzun sadece olmak olması…. (birisi “Yaşasın!” der) Yaşasın! Teşekkür ederiz. Şükürl… yok, oraya girmeyeceğiz. Amin? Hayır. Hayır, bunu yapmayalım. Böylece bu çok özgürleştiricidir, ama bir o kadar da meydan okuyucu.

Böylece, son zamanlarda yaşantınıza giren şeyler oldu. Onların ne olduğunu bilmiyordunuz, “Bu ne anlama geliyor?” “Hiç anlamı yok.” Ne yapmam gerekiyor?” Hiçbir şey. Bunların hepsi gelip gidiyor, ve sonra da şaşıyorsunuz, “Neler oldu bana?” Hiçbir şey!

Böylece ben sizin bu gelecek ay boyunca gerçekten, gerçekten amaçsızlığı hissetmenizi istiyorum. Amaçsızlık. Kesinlikle anlamsız olmanıza izin verin. Kendinizi salıverin, “Burada hiçbir amacım yok. Hiçbir tutkum yok.” Başlarda size çok garip gelecektir ve rahatsız olacaksınız, çünkü yaşamlardır güdülüyordunuz. Aslında buraya, bu yaşama geri gelmeye tam hazır değilken, amaç ve tutku sizi buraya geri emdi.

Bu en âlasından makyo’dur, ama sizin artık buna ihtiyacınız yok. Ve çevrenizde, sizi amaçtan çıkasınız diye dürtükleyen, yok, iten enerjileri hissediyorsunuz, deneyimliyorsunuz. Çıkın o eski… bu programlamadır. Bu bir dizi eski kendi-kendini-progralamadır, kitle bilinci programlamasıdır, o psişik araştırmalarını size yönelten başka alemlerdeki varlıkların programlamasıdır. Onlar amacı olan insanlara bayılırlar. Bu, sizinle birlikte heyecanlanmanın, sizinle dans etmenin, manipüle etmenin en muhteşem yoludur. Amacı salıverin – Eski Enerji amacını kastediyorum, yani onu düşünme şeklinizi salıvermekten – tutkuyu salıverin, ve gerçekten orada olanı keşfedin. O inanılmazdır. Meydan okuyucudur.

Ve herhangi bir şey de yapmayacaksınız – bunu baştan söyleyeyim çünkü sizi biliyorum. Diyeceksiniz ki, “Peki, bunu attım. Şunu attım, ve tüm o diğer şeyleri de attım. Açığım, Adamus, tüm amaçlarımı ve tutkularımı attım gitti.” Ve ben de diyeceğim ki, “Hayır, ceplerinize bir bakın. Hâlâ saklanıyorsunuz.” “Ha, unutmuşum, Adamus. Bunu çıkarmayı unutmuşum.” Ve ben de diyeceğim ki, “Bir daha kontrol et. Hâlâ bir şeyler var.” “Eh, ama hmm,” diyeceksiniz, “Adamus, bunun bende kalması gerekiyor. Tüm o diğer şeyleri bırakacağım, ve oldukça açık, temiz olacağım. Yüzde 99 açık olacağım, ve bu yüzden de yüzde 99 özgürlük alabileceğim.” Hayır. Hayır. Tümünün gitmesi gerekiyor.

Hiçbirine tutunamazsınız, ve belki bazı işkencelerden ve bazı korkulardan geçeceksiniz, ve o zaman sorgulayacak ve diyeceksiniz ki, “O aslında ne demişti?” Ve sonra da bu konuda felsefi olacak ve başka Şambra’larla konuşacaksınız, ve sonra hepiniz söylediklerimi parçalayarak incelemeye çalışacaksınız. Ben dedim ki, “Hayatınızda amaca ihtiyacınız yok. Varolmak için amaca ihtiyacınız yok!” Nokta. Nokta. Ve o zaman yeni bir biçimde var olacaksınız. Gerçekten, gerçekten harika, yeni, özgürleşmiş bir biçimde.

Böylece, şu ara sizi etkileyen unsurlar bunlardır. Zorlular, ama siz daha iyisiniz. Onları deneyimlemenize izin veriyorsunuz, çünkü genişliyorsunuz. Sizler Bayraklarsınız. Siz… ah, bu da eski bir amaçtır. Siz sadece olansınız, ve bu çok güzel bir şeydir.

Hadi derin bir nefes alalım ve sonraki bölümümüze geçelim, çok önemli bir noktaya – ya da değil.

Sihir

Uzun zaman önce… bir dakikaya kadar sizi bu noktada kıstıracakmışım gibi hissediyorum. Bir zamanlar, uzun zaman önce Dünya üzerinde, sihir denen şu şey vardı. Şimdi, bazılarınız daha sonra soracak, buna neden fantazi demedim diye. Eh, fantazi kötü bir çağrışıma sahip. Onun için buna sihir diyeceğim. Ama uzun zaman önce, Dünya’da olduğu kadar diğer alemlerde de sihir denen bir şey vardı.

Sihir, şu yaratıcı ifadeydi ve diğer alemlerle yapılan yaratıcı değiş tokuştu. Uzun zaman önce Dünya’da rüzgar perileri gibi şeyleri deneyimleyebiliyordunuz – hissediyor, dokunuyor, görüyordunuz. Rüzgar perileri. Onlar havada süzülürler. Onlar havada süzülürler, yanınızdan geçerler, zihniniz, “Ha, bu sadece bir esintiydi” der. Hayır, o bir rüzgar perisi olmuş olabilirdi.

Bulut melekleri vardır, ve gözleriniz onları zaman zaman görür, ama sonra zihin devreye girer ve, “Yok efendim, bu sadece havanın hareketi ve gökyüzündeki desenler, ısı ve nem havadaki su damlacıklarının biçimini etkiliyor” der. Tamam. Tamam. Bu, yaşamanın ilginç bir biçimidir, ama aslında bulut melekleri vardır.

Aslında tüm toplantı boyunca orada, köşede tek boynuzlu bir at duruyordu. Ve bazılarınız aslında garip bir şey hissetti, ama zihniniz kendini kapatıyor – “Aman bu saçmalık. Böyle düşünmeye başlayamam, bizim deli olduğumuzu düşünecekler.” Hayır, onlar zaten sizin deli olduğunuzu düşünüyorlar, yani bu pekâladır. Tek boynuzlu atı deneyimleyin.

Cüceler var. Cinler var. Su elementleri var – suyun içindeki küçük parlak, güzel, büyülü varlıklar. Merlin var. Merlin, çok gerçektir, şu anki gerçekliğin pek bir parçasıdır. Ama insanlar sihiri yaşamlarının dışında bıraktılar, çünkü anlamsız geliyor. Öyle değil mi Charlie? Anlamsız geliyor. Olmanız gereken kalıba uymuyor.

Böylece sihir uzun zaman önce çekip çıkartıldı. Kapatıldı ki, herşey kendi güzel, olması gereken düzeninde olabilsin, ve etrafta koşturan küçük enerjiler gören, küçük, görünmez, sihirli enerjiler gören çılgın insanlarımız olmasın. Onlar Dünya’nın asli bir parçasıdır. Gaia ile birlikte, Dünya’nın başlangıcından itibaren bu gezegendeki hayatı sürdürmek için çalıştılar. Onlar hâlâ etraftalar. Onlar da şu ara değişiyorlar. Birçok doğa gücünün, burada bulunmuş olan sihirli varlıkların bir bölümü gidiyor. Yeni varlıklar geliyor. Onlar ille de cinlerin ve cüce cinlerin sahip olduğu fiziksel nitelikleri üstlenmeyecekler.

Bunlar gerçektir, sevgili dostlarım. Bunlar gerçektir. Bunlar sadece küçük çocuklar için olan masallar değildir. Bunlar çok, çok gerçektir. Ve ne yazık ki, yaratıcılığın kaybolmasıyla, Dünya’da hayal gücünün kaybolmasıyla, onlar da bir kenara atıldılar. Unutuldular.

Peki, görmezden gelindiklerinde ya da insanlar onlara sırtlarını çevirdiklerinde ne olur? Onlar şefkat içindedirler, o zaman arkalarını döner ve giderler, çünkü istenmiyorlardır. Ama bekliyorlar. Onlar doğru zamanı bekliyorlar, ve o zaman şimdidir.

Bu Dünya’ya sihirin geri gelme zamanıdır. Sihir değişik şeyler yapar. Boyutlar arasındaki koridorları açar. Bunlar boyutsal varlıklardır, genelde fiziksel-olmayan, büyülü varlıklardır. Onlar şimdi Dünya’daki insanlarla, sadece coşku – sadece coşku – adına, sadece bunu yapabildiğiniz için, Yeni Dünya’yı yaratan insanlarla çalışmak için geliyorlar. Onlar havada olacaklar, Dünya’da olacaklar, suda, tüm çevrenizde olacaklar. Onlar rüya halinize geliyorlar – izin verirseniz. Hayal gücünüze geliyorlar – kullanacak olursanız. Size yanıtlar vermek için burada değiller; oynamak için buradalar. Daha önce hiç içine girmediğiniz boyutlara geçebilmenize, zihninizin ötesine genişlemenize yardımcı olmak için buradalar.

Yeni enerjilerin dengelenmesine, yeni enerjilerin akmayı sürdürmesine, onları berrak tutmaya yardım etmek için buradalar. Ve onlar buradalar. Şimdi salondalar. Yaşantınızda ortaya çıkıyorlardı. Yanıbaşınızda görüverdiğiniz belli belirsiz bir şey; duyduğunuz küçücük bir ezgi, ama ona odaklandığınız an, sanki yok oluveriyor; geceleri uyurken sanki bir şey yanıbaşınızdan geçmiş ve size sürtünmüş hissi.

Tekrarlıyorum, biz sihirin geri döndüğü zamandayız. Siz onunla daha önce çalıştınız, bu yüzden şu anda gerçekten öğrenilecek bir şey yok. Bu sadece onun yeniden geri gelmesine izin vermekle ilgilidir. Evet, geçmişte deneyimlediğiniz ve şimdi gelmekte olan yeni varlıklar var, ama siz onlarla bağlantı kurabileceksiniz, çünkü doğa güçleri, o sihirli varlıklar, basitçe sizin geçmiş akıtmalarınızın ya da aşılamalarınızın tezahürüdür.

Bunu şöyle söylememe izin verin. Meleksel varlıklar Dünya’yı yaşam enerjisiyle tohumlamak üzere indiklerinde, bu sihiri Dünya’ya akıttılar. Siz gelip de fiziksel bir beden üstlendiğinizde, yaptığınız ilk şeylerden biri, çevrenizdeki şeylere yaşamı akıtmaya ya da nefesinizle üflemeye başlamak oldu.

Bu arada, eski Gizem Okulları’nın bazısında verdiğimiz eğitimlerden biri de şuydu, seramik heykeller ya da seramik figürler yapardık ve sizin orada yıllarca oturmanızı, nefes alıp vererek akıtmanızı sağlardık, taa ki o heykel canlanana dek – yürümeye, konuşmaya, etrafta hareket etmeye başlayana dek. Ve o zaman akıtmanın ne olduğunu anlardınız. Artık yıllarca orada oturmanız gerekmiyor. Sadece bunu yapmanız gerekiyor. Yeni Enerji budur. O kadar uzun sürmüyor.

Bunu da söyledikten sonra, o sihirli varlıklar sizin akıtmalarınızın tezahürüdür, sizin suya, havaya, toprağa, hayvanlara, görünmez alemlere nefesinizle kendi yaşamınızı üflemenizin tezahürleridir. Onlar sizindir. Uzun zaman dışarda bırakıldılar, ve şimdi geri gelmeye hazırlar. Eh, şöyle diyeyim, onların geri gelmesine siz hazırsınız.

Bu, çok, birçok şeyin gerçekleştirilmesine yardımcı olacaktır. Hayal gücünüzü açacaktır. Onlarla sadece oynamak size büyük bir sevinç verecektir, buna izin verirseniz. Ha, başlarda biraz garip görünecektir, çünkü size dendi ki, “Artık dört yaşındasın. Bu hayali dostlara sahip olamazsın.” Size bir şey söyleyeyim mi, zamanımızın en büyük varlıklarından bazısı – gerçi onlar bunu pek ifşa etmeyecektir – ama Thomas Edison, büyük bir mucit, bazılarınız onunla ilgili belli hislere sahip, ama Edison doğa güçleriyle oynardı. Kendine böyle bir lüks için izin verirdi. Kendine bunun için – bunu nasıl söylerdiniz – o meşgale için izin verirdi. Bunu yapmaktan keyif alırdı. Kimseye bundan söz etmedi, çünkü deli olduğunu düşüneceklerini biliyordu. Ama en iyi fikirlerinin bazısını da oradan aldı. Onlar ona bu fikirleri verdiği için değil, yaratıcı bir halde olduğu için, ve sonra da yanıtlara sahip olurdu.

Bu Einstein tarafından kullanıldı, büyük düşünürlerin bazısı tarafından, müzisyenler, Mozart tarafından. Onlar kendilerine yaşamın sihiriyle, büyüsüyle oynamak için izin verirlerdi. Elbette bundan söz edemezlerdi. Bunu ifade edemezlerdi, ama bunun yaşamlarının, çalışmalarının coşkusunda önemli bir unsur olduğunu bilirlerdi. Şimdi, bazısı dedi ki, “Biliyor musun, ben çok parlağım ama çılgın olmalıyım, çünkü böyle bir şey yapıyorum.” Yani akıllarını kaybettiklerinden korkuyorlardı. Aslında kaybediyorlardı da, ama bu iyi bir şeydi.

Böylece, sevgili Şambra, ben John’dan, Anders’in şu son şarkısını çalmasını isteyeceğim, hani bu oturuma girerken çaldığımızı. Ben sizden gerçekten içinize nefes almanızı ve kendinize izin vermenizi isteyeceğim – delirin. Bu salonda bir dolu varlık var şu anda, her daim orada duran tek boynuzlu attan tutun da, perilere ve hava cücelerine ve diğer herşeye kadar, bazısı, tekrarlıyorum, fiziksel nitelikler bile üstlenmiş değil. Onları sadece deneyimlemenize izin verin.

Bunu nasıl yaparsınız? Eh, buradan değil (kafa). Bunu, sadece kendinizi açarak, nefes alarak ve oynayarak gerçekleştirirsiniz. Bir dakika için sadece oyuncul olalım. John.

(Müzik başlar: “Sja Va Na”, Anders Holte’nin Oh-Be-Ahn CD’sinin 6. parçası)

Şu anda Pakauwah’larınızı da içeriye davet edin. Onlar da sihirin bir parçasıdır. Pakauwah’larınızı siz yarattınız. Sizin bir parçanızdırlar. Sizin ifadenizdirler. Onlar sihirli, büyülü varlıklardır, ve şu diğer varlıklarla oynarlar.

Bu varlıkların buraya gelmesine izin verildiğinden bu yana, kendinize onları deneyimleme izni verdiğinizden beri çok, çok uzun zaman geçti. Bu bir dolu eğlenceyi geri getiriyor. Sadece doğal olanı yaşamınıza geri getirmekten başka, kalıpların ve sınırların ötesine geçmekten başka, öyle büyük bir amacın olması gerekmiyor. Bu yaşama çok renk katar. Ama aynı zamanda, boyutlar arasındaki koridorları da açar. Yeni enerjilerin gerçekten dengelenmesine ve onları akışta tutmaya yardım edecek bir yol sağlar.

Şu anda bu sihiri geri getirmek, ve tüm bu sihirli varlıklar, sizin Kristal Çocuklar diyeceğiniz, yeni gelmekte olan çocukların büyük bir bölümünün de eğlencesi olacak aynı zamanda, onların hayal gücünde kalmalarına yardımcı olacak. Aslında, daha önce hiç Dünya’da bulunmamış bir varlığın ilk bedenlenmesi için geldiğini, Yeni Dünya okullarında birçok eğitimden geçtiğini, ama ilk kez buraya geldiğini ve Dünya’nın o katı, katı gerçekliğini hissettiğini hayal edecek olursanız – tıpkı sizin biraz önce hisettiğiniz gibi, hani suyun derinliklerine indiğinizde, bedendeki o aşırı basınç, kafanın karışması ve yön kaybı duygusu gibi – şu anda bu sihirli varlıkları geri getirmek, onlar (çocuklar) için büyük bir kolaylık olacaktır, onları çok daha rahatlatacak ve yatıştıracaktır.

Bunu kendiniz için yapın. Kendiniz için sihiri geri getirin, ama bunu yeni olanlar için de yapıyor olacaksınız.

Böylece, sevgili dostlar, Floransa’daki bir toplantıya gitmek üzere ayrılıyorum. Ve anımsayın, tüm yaratımda herşey yolunda, ve bu yüzden, Ben Adamus’um, hizmetinizdeyim.

Arrivederci.

Şaud yayınlandığında bizden epostayla bir uyarı almak isterseniz, eposta listemize kaydolmak için aşağıya tıklayın.

http://www.crimsoncircle.com/Newsletter/SignupforOurMailingList/tabid/1546/Default.aspx

Tobias, Adamus Saint Germain ve Kuthumi lal Singh’in katılımıyla gerçekleşen Kırmızı Çember Materyalleri, Ağustos 1999’dan beri bedelsiz olarak sunulmaktadır.

Kırmızı Çember, Yeni Enerjiye geçecek ilk kişiler arasında bulunan ve Şambra denen insan meleklerden oluşan küresel bir ağdır. Onlar yükselişin sevinçlerini ve zorluklarını deneyimlerken, içlerindeki Tanrı’yı keşfetme yolculuğunda olan diğer insanlar için de bir Bayrak haline gelmekteler.

Kırmızı Çember her ay Colorado’nun Denver bölgesinde toplanmaktadır ve Adamus, Geoffrey Hoppe aracılığıyla son bilgileri sunmaktadır. Bu Kırmızı Çember toplantıları genele açıktır ve isteyen herkes katılabilir.

Eğer bunu okuyorsanız ve bir bağlantı hissediyor ve gerçek olduğu duygusuna kapılıyorsanız, gerçekten de Şambra’sınızdır. Benzer insanlar ve melekler için bir öğretmen ve rehbersinizdir. Şu anda ve gelecek tüm zamanlar için içinizdeki tanrısallık tohumunun çiçek açmasına izin verin. Asla yalnız değilsiniz, çünkü dünyanın her yanında aileniz ve çevrenizdeki alemlerde melekler var.

Bu metni, ticari olmaksızın, bedelsiz olarak özgürce paylaşabilirsiniz. Lütfen bilgiyi bütün olarak, ve bu dip notlar dahil paylaşın. Her türlü farklı bir kullanım için yazılı olarak Geoffrey Hoppe, Golden, Colorado’dan onay alınması gerekir. İletişim için aşağıdaki web sitesine gidin:

www.crimsoncircle.com

Telif Hakkı 2010 Geoffrey Hoppe, Golden, CO 80403

Print